Bleach 652 İnceleme
Bleach Manga 652. Bölüm İncelemesi
Bir önceki sayıda merak uyandıran Ise Ailesi’nin sahip olduğu tek zanpakutou ve bu zanpakutounun sahip olduğu güçlere bu sayıda yüzeysel bir şekilde değinen Kubo-sensei, Kyouraku ve Nanao’nun geçmişlerine dokunmaya, biraz daha açarak devam ediyor.

Bölüm Nanao’nun kılıçla alakalı verdiği kısa bir bilgiyle başlıyor. Önceki sayıda sadece tanrı seviyesindekilere karşı işe yaradığından bahsedilen bu kılıcın, bu bölümde de karşısındaki düşmanın sahip olduğu yetenekleri yansıtma gücüne sahip olduğunu öğreniyoruz ve aslında kılıçla ilgili bana göre cevaplanması gereken çok şey varken bununla yetinmek durumunda kalıyoruz. Yukarıda da değindiğim üzere bölümde daha çok Kyouraku ve Nanao’nun nasıl bir araya geldikleriyle ilgili kısmi bilgiler veriliyor.

Nanao-chan akademiye girdikten sonra Kyouraku’yu fark ediyor ve onun, annesinin kıymetli bir şey emanet ettiği kişi olduğunu anlaması, Kyouraku’nun giydiği gösterişli kimono ve taktığı saç tokaları sayesinde oluyor. Bu da gösteriyor ki annesi yaşarken Kyouraku hakkında Nanao’ya bilgi vermemiş. Bu noktada Kubo-sensei’nin Kyouraku’nun kıyafetinin önemli bir hikayesi olduğunu ve yeri geldiğinde anlatacağını söylemiş olduğu akıllara geliyor. Sonrasında Nanao’nun bakış açısından yaptığımız bu geçmişe dönüş sona eriyor ve kısa bir süreliğine Nanao’nun Lille ile karşılaşmasına odaklanıyoruz. Muhtemelen kılıcın yansıtma gücü yüzünden dikkati dağılan Lille’nin bir kolunun, kesme yetisi olmayan bu kılıç tarafından kesildiğini görüyoruz. Böylesi bir kılıç tarafından kolu kesilebilen Lille’nin ise hala kılıcı küçümseyip “Bunun bıçağı bile yok!” demesi de ayrıca enterasan bir durum. Neyse.

Hissettirilene göre çok güçlü bir kılıca sahip olan Nanao, sadece kesmek için bodoslama düşmana atlayınca amacına ulaşmasına rağmen karşısındaki düşman tarafından kolayca savuşturulabiliyor. Bundan sonrası bu sefer Kyouraku’nun bakış açısından verilen geçmişe dönüşle devam ediyor. Burada saç tokalarının Kyouraku’ya abisi yani Nanao’nun babası tarafından verildiğini görüyoruz. Nanao’nun annesinin ise Merkez 46 tarafından kutsal hazineleri kaybetmek suçundan idam edildiğini öğreniyoruz ve fark ediyoruz ki Kyouraku tüm bu olanlar yüzünden kendini suçluyor ve bu yüzden göçüp giden sevdikleri tarafından bırakılan, tıpkı sırtında taşıdığı haori gibi omuzlarında taşıdığı bu emanetlerin manevi yükü altında ezilmekte. Belki de bu yüzden kısmen de olsa emanetlerin gerçek sahibi diyebileceğimiz, bu yükü paylaşabileceği Nanao-chan’ı korumak için harekete geçiyor.

Bölüm Kyouraku ve Nanao’nun geçmişleriyle alakalı birtakım şeylere değinirken; aksiyon geri planda kalıyor. Bu efsanevi kılıcın yeteneğinin yansıtma gücü olduğunu görüyoruz ki Lille’nin yaydığı ışığın kılıç tarafından yansıtılması sonucu Nanao biraz da olsa ona yaklaşabiliyor ancak yeterli olmuyor. Zaten kılıcın başka güçleri dahi olsa sadece Nanao tarafından bu düşmanın alt edilmesi hayal kırıklığı yaratırdı. Bunu söylememin sebebi ise Nanao’nun teğmen olmasıyla alakalı değil. Daha önce Rukia As Nodt’la karşı karşıya geldğinde teğmen olmasına rağmen bu düşmanı Rukia’nın alt etmesini istedik. Hatta Byakuya geldiğinde bayağı serzenişte bulunduk Kubo-sensei’ye, Rukia’nın karşılaşmasına karışacak diye. Çünkü Rukia, saraya çıkıp sarayın havasını solumuş ve burada 0. Takım’dan eğitim almıştı. Potansiyeli vardı. Yardıma belki de hiç ihtiyacı yoktu. Sonunda ise Kubo-sensei güzel bir ters köşe ile bizlere istediğimizi vermiş, Rukia’nın hem bankaisini hem de karakter gelişimini görmemizi sağlamıştı. İşte yine aynı sebepten 647. sayıda Hirako’nun başka bir elitle savaşma işini Renji’ye bırakmak istemesi çok da garip gelmedi bana. Ancak burada söz konusu Nanao olduğunda, bir önceki sayı incelemesinde de söylediğim gibi Ise Ailesi’nden, bu ailenin hangi alanda güçlü olduğundan vs. birazcık bile olsa bahsedilmemesi, bugüne kadar adamakıllı bir karşılaşması olmayan Nanao’nun potansiyeli hakkında bilgi sahibi olmayışımız vs. yüzünden şimdi hiçbir arka plan olmadan sırf kendisinin kullanabileceği efsanevi bir kılıç var diye Nanao’nun böylesi bir düşmana karşı çıkacak olması ve dahası yenecek olması ihtimali oldukça garipti. Bu noktada Kyouraku’nun olaya el atması beklediğim bir şeydi.

Kılıcın da gücünün sadece yansıtmadan ibaret olmadığını düşünmekle beraber bu yansıtma yeteneğinin karşıdaki düşmanın saldırılarını vs. de yansıtabildiğini düşünmekteyim. Bunlara ek olarak merak ettiğim bir şey var ki bu kılıcın ortaya çıkarılmaktaki amacı. Neden böyle bir kılıca ihtiyaç duyulmuş ve bu kılıcı koruyup nesilden nesile aktarma görevi Ise Ailesi’ne verilmiş? Bu noktada bu kılıcın ve dolayısıyla Ise Ailesi’nin Ruh Kralı ile bağlantısı olabileceği ihtimalini de göz ardı edemiyorum.
Söylemem gereken son bir şey daha var ki Kyouraku’yu bugüne kadar hep çok güçlü bildik. Hep gizemliydi o. Ancak şimdiki bu durum Kyouraku ile alakalı hep epik bir şeyler bekleyen beni oldukça hayal kırıklığına uğratıyor. Bir de yaralı olması ve ölme ihtimalinin olması daha da tuz biber ekiyor bu duruma. İleriki bölümlerde bizleri neler bekliyor bilemiyorum ancak tam da bu yüzden şu son birkaç bölüm beni hiç tatmin etmiyor.